Ata İsmet Özçelik

Fishmekan ve Arnavutköy'de bir hafta içi akşamı

Salı akşamı Umay'la uzun zamandır yapmadığımız bir şey yapmaya karar verip deniz kenarında rakı-balık yapalım dedik. Bunun için daha önce 1-2 kere gitmek istediğim ama bir türlü kısmet olmayan Arnavutköy'ün bilinen yerlerinden Fishmekan'ı seçtik.

2003 yılında Arnavutköy'ün Boğaz'a en hakim yerlerinden birinde açılan Fishmekan'da bizi kapıda son derece şık giyimli bir beyefendi karşıladı. Hafta içi olduğu için fazla dolu olmayan mekanda, cam kenarına yakın bir masaya oturduktan sonra hemen özel Altınoluk zeytinyağı ile çeşit çeşit ekmekler geldi masamıza. İçecek olarak birer duble rakı ve şalgam sipariş ettikten sonra oldukça geniş meze seçeneklerinden patlıcan salata, ahtapot salatası, pilaki ve rakının vazgeçilmezleri beyaz peynir ve kavun sipariş ettik. Mezeler için kullandıkları zeytinyağı ve zeytinli ekmek o kadar güzeldi ki neredeyse sadece mezelerle doyabilirdik. Özellikle ahtapot salatasını çok başarılı bulduğumu söyleyebilirim.

Mezelerden bu kadar doyduktan sonra ara sıcak söylemeden direk olarak balığa geçmeye karar verdik, mevsim balıkları ve diğer balıkların bulunduğu menüde çipura seçtik. Patates püresi ve çeşitli yeşilliklerle birlikte kılçıkları ayıklanmış şekilde 2 parça halinde kocaman bir balık gelince, 2 çipura yerine 1 tane söylemenin daha uygun olacağını düşündük o anda. Nitekim ben kendi balığımı güçlükle bitirirken, Umay her zamanki gibi "kalanını sen yer misin?" repliğiyle gülümseyerek tabağını bana uzattıysa da kalan balığın tamamını bitiremedim.

Mekanın ambiyansını da çok beğendim, arka planda çalınan müzikler ve özellikle Julio Iglesias tercihi akşamın ilk saatlerinde ve mekanın ağırlığına göre çok uygundu. Fishmekan zaten arkadaşlarla gidip şen-şakrak eğlenilecek bir yer değil, daha çok iş yemekleri, ciddi konular konuşmak için daha uygun bir yer diyebilirim. Tabii çok kalabalık bir grupla giderseniz mekanın havasını değiştirmek de sizin elinizde.

Bu kadar çok yedikten sonra sahilde biraz yürüyüp, hazmetmeyi bekleyip dondurmalara yer açtık. Dondurmaları tabiiki daha önce blogumda da yazdığım Girandola'da yedik, buraya gelip de Girandola'da dondurma yemeyen varsa çok yazık olur, nefis İtalyan dondurmalarını kaçırmamanızı öneririm.

Fishmekan'da bütün bu saydıklarım için kişibaşı 50-60 TL arası çıkabilirsiniz, gruplar için değişik fiks menüleri de bulunuyor. Ayrıca Hillside üyelerine %10 indirimleri de var. Ayrıntılı bilgi için web sitelerine bakabilirsiniz.

Fishmekan'ın yemekleri benzer, ama konsepti farklı Fishmekan Tekne adlı bir mekanı daha buluyor, esas mekanın 50 m ilerisinde. Burada canlı fasıl müzikleri de oluyormuş haftasonları, biz önümüzden geçtiğinde kapalıydı. Daha hareketleri bir yer için burayı da tercih edebilirsiniz.

Son olarak Fishmekan'ın iletişim bilgilerini de vereyim :

Adres: Arnavutköy Cad. No: 60
Tel: 0 212 358 51 58


Ata İsmet Özçelik

FlashForward


Tüm dünyada aynı anda tüm insanların bir anda bilincinin gittiğini ve bunun tam 2 dakika 17 saniye sürdüğünü düşünün. Üstelik bu bilinç kaybı sırasında herkes 29 Nisan 2010'da aynı zaman dilimini ön görsünler. İşte FlashForward bu şekilde başlayan, kehanetin kehaneti yarattığı tarzda bir dizi. Özellikle dizinin hemen başında vurucu bir şekilde gösterilen tüm insanların aynı anda yere düştüğü ve bunun sonucu bir sürü otobüs, uçak kazasının yaşandığı sahne gerçekten diziden etkilenmenizi sağlıyor. 4400 benzeri bir senaryoya sahip olsa da konu biraz daha derli toplu görünüyor.

Dizinin kadrosu da popüler dizilerin oyuncularından oluşuyor. Lost'tan tanıdığımız Charlie ve Penny, Coupling'ten Steve, Galactica'dan Leoben, Alias'tan Anna Espinoza gibi karakterler var. Henüz 7 bölümü oynamış olan FlashForward'da esas merak konusu olan bu olayın neden ve nasıl gerçekleştiği hususu, diziyi sürükleyici hale getirecek gibi duruyor. Özellikle Lost'un başlamasını bekleyenler ve FlashForward hadisesine Lost'tan alışkın olanları kolaylıkla saracak bu dizi 13 bölüm için anlaşılmasına rağmen, ratingleri iyi çıkınca 2. sezonu da çekilecek gibi duruyor. Bence konuyu fazla dağıtmadan 13 bölümde bitirmeleri çok daha etkili bir yapım olarak kalmasını sağlayabilirdi, umarım Prison Break'in ve Heroes'un düştüğü duruma düşmezler.

Perşembe akşamları ABC'de Grey's Anatomy'den hemen önce yer alan bu dizi internet ortamına cuma sabahı düşüyor, ayrıca Digiturk'te DiziMax'te de Çarşamba günleri 21:00'de geriden de olsa takip edebilirsiniz.

Ata İsmet Özçelik

71 yıl geçti...



Atatürk'ün yeri hepimizde ayrı, bazen kelimelerle anlatmak zordur bazı şeyleri. Fahir Atakoğlu'nun Sarı Zeybek'i kelimeler yerine notalarla anlatıyor hissedilenleri. Ben de yukarıdaki videoyu paylaşmak istedim içimdeki hüznü anlatmak için....

Ata İsmet Özçelik

Hangi kategori?

Blog'un bir kategorisi var mı, varsa da hangi kategori emin değilim. Ama okuyuculara sormak istiyorum hangi kategoride daha fazla yazı görmek ister diye o yüzden küçük bir anket düzenleyeyim dedim, oy kullanırsanız sevinirim.

Big Chef's Etiler'de!


Ankara'da en sevdiğim restoranlardan biri olan ve hafta içi bile akşamları rezervasyonsuz yer bulmanın çok zor olduğu Big Chef's ne iyi etmiş, İstanbul'da şube açmış :) Yılların sembolü, Etiler'in o köşesiyle özdeşleşen ama kapanan Paul'ün yerinde artık iki katlı Big Chef's var.

Harika ambiyansı ve muhteşem yemekleri olan Big Chef's ilk şubesini 2007'de Çayyolu'nda açmıştı. Daha sonra Çukurambar ve Filistin'de şube açan Big Chef's bir şubede Antep'te açmıştı. Dünyanın her yerinden yemekler bulunan çok geniş menüsünde Salata, Pizza, Burger, Sandvic, Wrap, Fajita, Makarna, Risotto, Deniz Ürünler, Steakhouse çeşitleri gibi saymakla bitmeyecek kadar çok çeşit bulunuyor. Özellikle Steakhouse'daki et yemeklerini mutlaka deneyin. Tabii tatlıları da ayrı bir nefis.

İçki menüsü de oldukça geniş olan ve her çeşit alkollü kokteylleri bulabileceğiniz Big Chef's'te ayrıca tıpkı Sosa gibi birçok taze meyve suyu kokteyli, Milkshake, Frappe gibi soğuk içeceklerin yanı sıra İtalya,Fransa, Şili gibi ülkelerin çeşitli şarapları da bulunuyor. Ayrıda kendi icat ettikleri çeşitli karışımlar da var. Kısacası Big Chef's İstanbul piyasasına da son derece iddialı giriyor, benim tahminim yakın zamanda Etiler'deki şubesinin de Ankara şubeleri gibi rezervasyonsuz yer bulunamayacak kadar doluluk oranı yakalayacağı :)

Son bir güzel haberim de Tünel'i sevenlere, Big Chef's bir şube de orada açmaya hazırlanıyor.

Big Chef's Etiler'in telefon numarası 0 212 263 83 53, web sitesine de buradan ulaşabilirsiniz. Ne duruyorsunuz, hemen bu muhteşem lezzetleri deneyin!

Ata İsmet Özçelik

Nardis Jazz Club

Galata Kulesi'ne İstiklal tarafından geldiğinizde kulenin arkasına dolanıp sağa döndüğünüde hemen aşağıda yer alan küçük bir Jazz Club Nardis. 2002 Kasım'ında açılan ve Türkiye'de Jazz dinlenebilecek nadir yerlden biri olan mekanı Önder-Zuhal Focan çifti işletiyor. Türkiye'nin en önemli Jazz gitaristlerinden biri olan makine mühendisi Önder Focan ile radyolarda ve dergilerde yer alan eşi Zuhal Hocan her ay Nardis'te yerli ve yabancı Mainstrem Jazz, Fusion Jazz gibi değişik tarzlarda çalan birçok ünlü Jazz'cıyı ağırlıyorlar.

Küçük olmasına rağmen geniş tavanı ve harika akustiğiyle burada Jazz'ın büyüsüne kapılmamak çok zor. Türkiye'de büyük bir dinleyici kitlesi bulunmayan Jazz'ı sevdirmek için haftaiçi öğrenci tarifesiyle 15 TL gibi bir ücretle büyük ustaları dinleme şansını da sunuyor Nardis. Emprovizasyon (doğaçlama) tekniğinin oldukça yaygın olduğu Jazz müziğinde her dinlediğinizde farklı tatlar bulabilirsiniz.

Yemekleri ve sunumu da oldukça güzel olan bu mekanda özellikle cuma ve cumartesi günleri masa bulmak için önceden rezervasyon yapmanız şart.

İrtibat bilgileri :
Tel : 0212- 2446327.
Adres: Kuledibi Sok. No:14 Galata İstanbul

Ata İsmet Özçelik

Yaşayan Kütüphane


Hepimizin önyargıları, tabuları vardır. Bu konularda konuşmayı pek sevmeyiz, fikirlerimiz sabittir, değiştirilmeye çalışılmasından, eleştirilmesinden hoşlanmayız. Bir kişi X mi, ondan nefret ederiz, etiket yapıştırırız, hayatımıza sokmayız. Bunun temelinde neyin yattığını anlamak istemeyiz hiçbir zaman, bilgisizlik mi yoksa çocukluktan gelen bir şey mi anlamamız zordur, konuşmadığımız için de.

İşte "Yaşayan Kütüphane" burada devreye giriyor. Sitelerinde kendilerini çok güzel tanımlamışlar aynen paylaşıyorum :

Yaşayan Kütüphane normal bir kütüphane gibi çalışmaktadır. Okuyucular gelirler ve bir kitabı belirli bir zaman süresi için ödünç alırlar. Kitabı okuduktan sonra kütüphaneye iade ederler ya da isterlerse kitabın süresini uzatabilirler. Dilerlerse başka bir kitap ödünç alabilirler. Yaşayan Kütüphane ile normal bir kütüphane arasında tek bir fark vardır:

Yaşayan Kütüphanede kitaplar insanlardır. Ve kitaplar ile okuyucular kişisel bir diyalog içerisine girerler.

Fikir Kopenhag'taki bir gençlik örgütü tarafından 2000 yılında ortaya atılmış ve bizde de ilk olarak Barışa Rock kapsamında 2007'de yapılmış. İşleyiş gayet basit, kütüphaneye gidiyorsunuz ve size verilen kitaplardan (burada her kitap bir insana denk geliyor tabii) birini seçip müsaitse okuyorsunuz ve zarar vermeden iade ediyorsunuz, isterseniz başka kitap alıyorsunuz.

Katalogda bulunan kitaplara örnek verirsek :

  • Ermeni
  • Feminist
  • Alevi
  • Hiv +
  • Görme Engelli
  • Şizofren
  • Transeksüel
Bu konulardaki kitaplardan birini seçip geniş bir alanda bir masaya oturup karşılıklı oturuyorsunuz. Masalarda temel kurallar yer alıyor. 30 dk süreniz olduğu, dilediğinizi özgürce sorabileceğiniz belirtiliyor. Siz de önyargınızın bulunduğu veya sizin için tabu olan yukarıdaki konulardan biriyle ilgil karşınızdakine bu konuyla ilgili dilediğinizi sorabiliyorsunuz. Bir feministin nasıl düşündüğünü, görme engellinin yaşamında neler olduğunu, Hiv + birinin yaşadıklarını merak etmişsinizdir eminim. İşte size bütün soruları özgürce sorabileceğiniz ve buna karşılık samimi cevaplar alabileceğiniz bir platform.


Görüşme bittikten sonra size verilen okuyucu kartını doldurup, hangi kitapları okuduğunuzun kaydını da tutuyorsunuz. Son olarak TÜYAP fuarında düzenlenen Yaşayan Kütüphane ile ilgili almak için blog adreslerini ve sitelerini ziyaret edebilirsiniz.



Ata İsmet Özçelik

Digiturk ve Disaster Recovery


Öyle fırtına filan yoktu, normal bir yağmur vardı İstanbul'da. Saat 5 civarıydı sanırım bir anda pat diye kesiliverdi Digiturk. Önce klasik yağmur sonucu sinyal düşmesi olarak algıladım, sırf bu yüzden HD kutuya geçerken 60'lık anteni 90'lıkla değiştirmiştim. Hemen sinyal seviyesine bakmak için kurulum menüsüne girdim, sinyal seviyesi bırakın düşüklüğü ortada yoktu. Tabii böyle durumlarda yapılacak şey belliydi, sanılanın aksine Müşteri Hizmetleri'ni aramak değil. Zaten böyle zamanlarda orayı düşürmek pek mümkün değil, en doğru hamle internette insanların online olarak bilgi akışı sağladığı Friendfeed, Ekşisözlük ve çeşitli forumlara bakmaktı.

Friendfeed bu konuda en hızlısıydı, bir kullanıcının açtığı başlık sonucu ülkenin çeşitli yerlerinde Digiturk'un tamamen gittiğini öğrendik. Akşam 20.00'de maç olduğu için maça yetiştirirler derken, "görüntü var ses yok"un tam tersine ses geldi ortada görüntü yoktu. Hatta Lig TV'de çalışanların muhabbetleri duyuldu bir süre. Maç saatinde kanallar yerine gelmişti ama bir şey eksikti, şifre! Kurulduğu günden bu yana ilk defa Digiturk tüm kanallarını şifresiz vermek zorunda kalmıştı. Salon kanalları, MovieMax'ler, Dizimax'ler, Lig TV tüm kanallar açıktı. Şifreleme sisteminin bozulduğu söylendi, yıldırım düştü dendi. Bir açıklama yapmadılar ama ilk olarak ana gelir kaynakları Lig TV'yi akşam itibariyle şifrelemeyi başardılar.

Buradan çıkarılacak sonuç ne derseniz, Digiturk'un sağlam prestij kaybı derim. Şifreleme sistemleri bozulmuş olabilir, ama "Disaster Recovery" yani Felaket Yönetimi'nde sınıfta kaldılar kendileri. Henüz Vodafone'un yaşadıkları ortadayken, (ki tamamen kendi hatalarından kaynaklanan bir durumdu, İzmir'de ikinci bir merkez açılacakken maliyet nedeniyle projeyi ertelemişlerdi) Digiturk'un de 24 saat boyunca kanallarının şifresiz kalması milyar dolarlık bu firmaların ne kadar kötü yönetildiklerinin de bir göstergesi. Umarız diğer şirketler bu vakalardan ders alıp klasik "bize bir şey olmaz" Türk mantığıyla hareket etmezler.